Çok sıkıcı bir pazar günü geçirdiğimi itiraf etmekten başka çare yok. Saat 11’den akşam 4’e kadar bilgisayarın karşısında tünemiş kuşlar gibi durarak geçirilen bir pazar günü ne kadar güzelse benimki de o kadar güzel geçti :D. Yalnız bu geçen süre zarfında beni çıldırtan bazı şeyler dikkatimi çekti. Mesela telefonumun bitmek üzere olan şarjı. Aldığım günden bu yana iyice bitmeden şarja tekrar takmıyorum telefonumu. Ancak bazı zamanlarda son çizgiye geldiğinde beni bir korku sarıyor. Acaba tam lazım olacağında biter mi? Kapanır mı? Bu sorunları yaşamamak için de evden çıkamdan önce hep doldurmak isterim şarjımı. Ancak o son çizgi öyle bir inat eder ki bazen bir türlü bitiremezsiniz şarjını. Dün gece ben de tek çizgiye inmiş olduğunu görünce biraz oynayayım dedim telefonla. Ama inat etti ya kapanmaz. Yapmadığım kalmadı son çizgi için. Müzik dinledim, anlamsız videolar çektim, ücretsiz hatları aradım kaç defa. Yarım saate yakın çabalarım sonucunda kapanmasını sağladım. Tüm bunlar gece yarısı, uykudan önce yaşandığı için sanki savaş kazanmışım gibi sevindim :D. Telefonumu şarja takıp huşÃ» içerisinde bir uykuya daldım.

Beni ikinci sinir eden şey sabahleyin perdenin altından vuran güneşin direkt gözüme temas etmesi. Güneş gelince mecburen kalkıyorsun ama sinirden küpe dönüyorsun. Ona da çare buldum; yastık koyacağım güneş sızan yere. Güneşin tek zararı bu mu? Elbette hayır. Mesela sabah saatlerinde bilgisarımın monitörünü de parlatıyor. Ne oyun oynaybiliyorum ne de renkleri seçebiliyorum. Maalesef buna şimdilik çözüm yok. Bir de şu MSN messenger’ın kıpraştırma sesi ne kadar kötü bir etkileşim yapıyor? O sesi çıkaran Microsoft kaç saatini hatta gününü verdi onun için bilemiyorum? Ancak o sesi ortaya çıkartanı bir bulursam sadece o sesin çaldığı bir odaya hapsedip etkisini izleyeceğim :D. Son sinir olduğum şeyi de yazayım içimde kalmasın. Ablamın sigara içmesi de beni “tırlatıyor” (otomatik manyaklaşma modu gibi birşey) :D. Bir de “bugün 4 tane içtim” diye azımsıyor. Yok bitirseydin paketi. insanın kendisi gibi çatlak bi ablası varsa böle olur işte :P. Şu an saat 00:05. Az önce yayın danışmanım Cem ile konuşurken birden acıktığımı hissettim ve bir koşu mutfakta daha önceden stoklanmış cephanelerimizden 10’lu Ülker Halley paketini bilgisayarımın önüne getirdim. Birinci mideme inmeden ikinci ile beraber üçüncüyü attım. Dördüncüde susadım ve beşincide midemin faaliyete geçtiğini anladım :D. Sanki öküz yutmuşumda midem onu öğütüyor gibi sesler geliyor. Hmm Cem‘e bakılırsa “az ye lan hayvan” gibi pek terbiyesiz sözler sarf ederek beni yıldırmaya çalıştı ama herşeye rağmen altıncısı vücudumun en derin köşelerine besin olarak entegre edildi. Benim bu halimi görenlerin iştahı açılıyor. Neden mi? Çünkü yemek yemek bir sanattır efem.

Author: Hamdi Yaman

1987 yılında gözlerimi açtığım şu küçük dünyada 2006 yılından bu yana blog yazıyorum. İnternet dünyasının bugünü ve yarını hakkında her zaman ilgili olmuşumdur.

4 comments

Günün anlam ve önemi ile ilgisi olmayan bir söz.Öylesine yani
Genel kültür için :))

Kadınlar gülebildikleri zaman gülerler, istedikleri zaman ağlarlar
( VENEZUELA )

Allah ablana sabır versin :D. Senin gibi bir kardeşi olduğu için başını duvardan duvara vuruyordur :D.

yuhhh beee hamdiii geceninn bi yarısııı o kadarr halleyiii yedin yanee tekk başınaa..insan 2 tanecikde bize yollarr bee.hiç mi içinn sızlamadıı yazarkenn barii:)

bak şu sigara konusunda sonuna kadar katılıyorumm sanaaa…gıcıkk birr işş bu yaaa..neden içerler ki insanlar o saçma sapan şeyii..
azımsama olayını bende yaşıyorum bazen arkadaşın sayesinde.ben diyorumm bırak diyee bu gün az içtim yaa 12-13 tane diyooo..gelde deli olmaaa yaaa..yanında olsam yapacağımı biliyorum ben ona amaaaa maleseff mesafelerr engel banaaa:)

sevgilerrr..

Bir cevap yazın

*