Efem, son günlerde gerek iş yoğunluğundan, gerek suların kesik olması, internetin gidip gelmesi ve gerekse havaların yağışlı olmasından dolayı bloguma pek bakamadım 🙂 Şimdi diyeceksiniz işi gücü anladık da suların kesik olması ve diğerleri neden engel diye? Havalar yağışlı olunca bizim buradaki hatlar diken üstünde durduğu için internet anında gidiyor. Işık hızı ile yarışacak yakında kerata. Yağmur mu yağıyor, internetimiz de bizimle kafa bulurcasına “du bi işim çıktı hava bozuk ben de bozuğum” diyerek çekip gidiyor. Bu durum akşamları meydana geliyor ve bu da yazı psikolojimi bozuyor. Tam yazı yazmak için oturuyorum, yazıyorum bitiriyorum yayınla diyorum. O ne? “Sahip sayfayı bulamıyoz, dalga geçme bizimle önce internetini kontrol et” tarzı bir uyarı çıkıveriyor 😀 Ehh bilgisayara saygısızlık olmaz bizim alemde. Mecburen başka baharlara diye erteliyorum yazılarımı. Bu yazımda hayatımdaki gelişmelere dikkat çekmek istiyorum müsadenizle.

Yılbaşı için çeyrek biletimi hazırladım. Seçimi ballı bir Japon’a yaptırdığım için çıkma yüzdesi bana göre bir hayli yüksek. Eğer çıkarsa 6.250.000.000 gibi okuyamadığım bi param olcak. ilk olarak Türkiye’deki datacenterlara muamele yapmayı düşünüyorum. Tabi bu kadar paraya sahip olup da bi Land Rover Range Rover Sport almamak çok ayıp olur 😀 Kendisine aşığım şu sıralar her ne kadar o pana pas vermese de. Sonra Alanya’da birkaç tane internet bağlantılı hela açmayı planlıyorum. Bu çiş olayında çok güzel para var, bizzat şahit oldum. Artık kokoreçciyi komple dükkanı ile birlikte satın alırım herhalde. Olmadı bizim Faruk Amca’nın nargile kafeyi de alırım 🙂 Eee zaten bunları yapınca geriye az bi miktar kalacaktır. Geri kalanıyla da evimi hazırlayıp çocuklarımın babası oluciğim 🙂 Ahh ahh hayali bile güzel de ya çıkmazsa 😀

Çiş olayına girmişken; odam tuvalete çok yakın olduğu için ben idrarcıkları son dakikaya kadar stokta tutanlardanım. Fakat bu durum bazen öyle bir hal alıyor ki saniye fark olsa kaçıverecek yani. Hatta arada kaçtığı da olabiliyor. Ama inanın bana tuvaletsiz bir hayat, hayat olmaz, olamaz. Eğer motosiklet ya da bir araç kullanıyorsanız ve trafikte bekliyorsanız lambalara lanet okuyorsunuz. Yoğun trafik geçince yol kenarında bir yerlere bakıyorsunuz. Tabi aracın üstünde bir oyana bir bu yana yerinde petrol çıkmışcasına kımıl kımıl pozisyonda olmanız çevredeki insanlar tarafından yanlış anlaşılabilir. Eğer bir konferans ya da seminerdeyseniz ve konuşmacıysanız “ulan ne zaman bitecek bu bilmem naptığımın konuşması” dersiniz içinizden. Eğer dinleyiciyseniz “hadi bitir artık yalvarıyorum” dercesine bakarsınız konuşmacıya 😀 Evet akıllara zarar mekan olarak adlandırdığım belediye otobüslerinde ise her durakta binbir beddua okursunuz. Eğer bu kadar tantanadan sonra bir Çiş Place’a ulaşabiliyorsanız avea reklamındaki gibi “ohh be” demek herşeye değiyor.

Odamda yaptığım revizyon çalışmalarından sonra büyük bir huzur içinde giriyorum odama. Önceden pijamalar monitörün, çoraplar avizenin üstünde koğuşlandığı için “annem görmeden şunları kaldırıvereyim” şeklinde kendi içimde panik oluyordum. Neden mi? Annem görünce gerçekten hiç hoş olmuyor, direkt “terlik mode on” oluveriyor 😀 Şu yaşıma geldim ama terlik, kendimi bildiğimden beri korktuğum yegane varlık. Kendisi pek kutsaldır, uçarak gelir her daim 🙂 Konuyu dağıtmadan söyleyebileceğim şey ise bilgisayarımın yeni yerinin gayet güzel olduğudur…

Telefonum ve ben son günlerde tripsel yaşıyoruz birbirimize karşı. Ben sinirlenip masanın üstüne onu sertçe koyuyorum o ise en lazım olduğu anlarda intihar bombacıları gibi şarşıjını yiyip bitiriyor. Bazen de son çizgiye iniyor ve “bitmicem anasını satim hıh” diyor kendi kendine. inanın bana en sinir olduğum şey oldu. Bitirmek için son seste video izlerken oyun oynuyorum. Ama nafile, gıcıklık yapacak ya oun için bitmiyor.

Maşallah bu sene kışı en babasından yaşıyoruz. O küresel ısınma dedikleri safsata filan yalan oldu. Olması gerektiği gibi yağmur yağıyor son iki haftadır. Mehter takımının iki ileri bir geri yürüyüş stilinde; iki gün yağıp birgün açıyor. Bu da bizi mutlu ediyor fazlası ile. Yağmurlu havayı çok severim şahsen ta ki beni ıslatana dek 😛 Birkaç gündür de birazcık sertleşti ve bir hayli soğuklaştı. Tabi abartanlar yok değil. Kendi tabirleriyle lahana gibi kat kat giyinmişlerdir. South Park’daki vatandaşlara benzemişlerdir 🙂

Her gün PowerTV izleyen biri olarak Burak Kut’un son klibinde defalarca izlememe rağmen bir anlam bulamadım. Hayır şarkı duygusal ama klip gayet erotik. Ne alaka ki bir kız scriptiz dans yapılan bir bara gelir ve dans edilmeye zorlanır. Hatta oradan kaçar. Oldu olacak Nuri Alço da oynasaydı, ilaçlı viski ısmarlasaydı! Töbe yarabbim neler göreceğiz daha.

Efem kişican ve dişican konusuna bugün değinmeyeceğim çünkü son günlerde cümlesi ne yaptığını bilmiyor. Şaşırmış bu yeni nesil gençler. Onun için bugün onları atlayacağım. Yazımın sonuna geldiğim şu satırlarda bir de müjde vermek istiyorum. Eskisi gibi bundan sonra günde bir yazı ile yayın hayatımız devam edecek 😀 Bu gazla çok pis yazılar yazarım emin olun, bulut üstü mertebesindeyim bu konuda emin olun, mühehehe 😀

Author: Hamdi Yaman

1987 yılında gözlerimi açtığım şu küçük dünyada 2006 yılından bu yana blog yazıyorum. İnternet dünyasının bugünü ve yarını hakkında her zaman ilgili olmuşumdur.

6 comments

Çişi fazla tutmak prostata yol açabiliyor, aman diyeyim 🙂 Geldiğini anladığın an yapman en iyisi.

Ne kadar içten bir yazı..
Bende diğer yorumcular gibi çiş olayında kaldım 🙂
Yav derin bi mevzu.. Tuvalette iş sırasında counter strike oynadığın oluyor mu? Malum hedefleri menzile alıp nişanlama? 🙂

@Baris Unver, diyelim ki belediye otobüsünde geldi. Ne yapacaksın 🙂 Şişe filan da yok 🙂

@serkan, yok ben genelde karıncalara dans öğretiyorum 🙂 Ya da sigara izmaritleri ile futbol oynuyorum 😀

Hayır anlamadığım bu yazı insanın mesanesine neden bu kadar etki ediyor. Neyse ben bi tuvalete uğrıyayımda 🙂

Bir cevap yazın

*