Şarkı Sözlerini Yanlış Anlamak

Şarkı sözlerine çok dikkat eden bir insan değilimdir aslında. Genelde ritmi ve söyleyiş tarzına bakıyorum, hoşuma giderse listeme ekliyorum. Ama kırmızı ışıkta beklerken, bilgisayarda raporların arasında kaybolurken kulağım sözlere de takılabiliyor. İşte bu andan itibaren şarkının tüm karizması bitmiş oluyor. Çünkü sözleri yanlış anlıyorum. Birkaç da örnek vereyim yazıyı kabarık göstersin diye. Gökhan Türkmen’in “biraz ayrılık” şarkısının nakaratındaki “dokun ellerimde kör oldu” kısmını ben b*kun ellerimde kör oldu diye anlamıştım. İşin garip kısmı dilime takılıp böyle söylemişliğim de var bu şarkıyı. Bir diğeri; Yusuf Güney’in El Oldun Yar şarkısından geliyor. Bir yerinde “ben en güzel kıyafetler içinde” kısmını ninnisel kıyafetler olarak algılamış ve öyle de benimsemişim. Bir de Sıla’nın seslendirdiği Alain Delon var ki evlere şenlik. Şarkının en kopuk kısmı olan “Babababa havalara nasıl da geriniyor” u “bababababalara  nasıl da geliniyor” olarak değiştirdim. Öylesi daha iyi diye 🙂

Takıntılarım

Bazen farkına varıyorum ki çok takıntılı ve detaylara aşırı önem veren bir yapım var. Bunda annemin titizliğinin babamın detaycılığının ektisi büyük diye düşünüyorum. Mesela bu detay ve takıntılara biraz yer verecek olursak…

Oturduğum masanın üzeri çok düzenli olacak, herşey benim yerleştirdiğim yerde ikamet edecek. Bir iğnenin bile yer değiştirmemesi benim için hayati önem taşıyor. Ayrıca masasının üstü karışık işyerlerinden hemen uzaklaştığım görülmüştür 🙂

Temizlik konusu ise biraz karışık. İş yerinde temizliğe ve düzene çok önem veriyorum. Her ürünün kendi rafında olmasına, karşıdan müşteri gibi bakıp yerleşimi ona göre yapmaya çalışıyorum. Temizlik de hemen hemen hergün yapılıyor ve yapılmak zorunda. Ancak evdeki temizlik olayında bu kadar hassas değilim. Sanırım anneme güveniyorum. Scooterımın ve arabamızın temizliğine de çok önem veririm. Scooterım siyah renkte olduğu için haftada en az bir defa yıkanıyor.

Temizlik demişken kişisel temizlikte de bazı noktalar var. Yaz ayında doğmuş olmamdan olacak ki suyu, duş almayı çok seviyorum. Yıkansam bile suyun altından bir müddet çıkamıyorum (çıkmak istiyorum ama olmuyor). Duş olayındaki detay su sıcaklığında gizli. Ilık bir su olmalı yaz kış. Çok soğuk veya sıcak su ile asla duş alamam. Ayrıca hiç saçımı taramadığım da bilinmeyen yönlerimdendir.

Mp3 listem de çok kusursuzdur. Her sanatçıya ait bir klasör vardır ve albümler onun içindedir. Mp3 etiketleri de öyle güzel düzenlenir ki asla internet adresi, sadece sanatçı adı gibi yamuk yumuk çıkmaz ekranda. Sanatçı ve şarkı adı tam çıkar 🙂

Bilgisayarlarımdaki masaüstleri de nizam ve intizam kendini gösterir. Masaüstü neredeyse  bomboştur ama tüm işlevleri de masaüstünden gerçekleştirmek mümkündür.

Daha aklıma gelmeyen detaylar var onları da aklıma geldikçe paylaşırım.

Safiye Soyman ile Sabiha Gökçen’i Karıştırmak

Kurtlar Vadisi’nin hangi bölümüydü şimdi hatırlayamayacağım ama bu Sikender’i filan kaçırdıkları bir sahne vardı Sabiha Gökçen’den. Kurtlar Vadisi’ni de arkadaşlarla beraber izleriz genelde. “Sabiha Gökçen değil mi burası” diyeceğime “Safiye Soyman hava alanı değil mi” dedim. Evet işte o gün bugündür ne zaman Sabiha Gökçen mevzusu olsa arkadaşlarım bana dönüp orası Sabiha Gökçen değil Safiye Soyman hava alanı derler. Arkadaş, Safiye Soyman da nereden aklıma gelmiş öyle (:

Yeni Yayın Dönemi

Değerli RSS, sosyal ağ, direkt, dolaylı site takipçilerim, bundan sonra yazılarımın şekli şemali biraz daha değişiyor. Şöyle ki; 2007’den bu yana ağırlıklı konularımız internet, web 2.0, CSS, web tarzı konular oldu. Ancak blogu ilk açtığım zamanlara geri dönünce kişisel yazılarım ve insanların beni bu yazılarla tanıdıkları gerçeğini görüyorum. Hem o zamanlar daha zevkliymiş. Yazdıklarımı şimdi okuyunca yeniden heyecanlanıyorum. Bu yüzdendir ki internetin soğukluğunu unutup sıcak yazılarla ve sadece kişisel yazılarla artık ortalıkta gezineceğim. Kişisel derken, sokaktan kareler, yaşadığım birşey, dinlediğim şarkı ve daha aklıma gelmeyen birçok fikri yazıya dökeceğim.

Bugüne kadar yazdığım internet, web gibi konular ise şimdilik olduğu gibi duracak. İlerleyen zamanlarda tema değiştirme fikrine gireceğim ve bununla birlikte kategorileri de yeni oluşan yazılara göre yeniden şekillendireceğim. Tabi yine başı sıkışan olursa internet, web konularında çekinmeden sorusunu soracak, cevabını da bulacak (bildiğim birşeyse).

İnternet ve web konularını da muhtemelen 2011’den itibaren birkaç kişi ile birlikte yepyeni bir blog projesinde yazacağım. Onu da mutlaka buradan sizlere duyuracağım.

Umarım bu kararımdan dolayı arkamdan küfür etmezsiniz. Ha aklıma gelmişken bu kararla ilgili çok kısa bir kamuoyu araştırması yaptım ve herkes bu kararın doğru olacağını belirtti.

Sineklerin de Sevgiye İhtiyacı Vardır

Eskiden evimizde bulunmazsa olmazlardan birisi sinek tokadı diye tabir edilen pembe, mavi, kırmızı gibi alımlı renkleri bulunan esnek plastikten yapılmış bir araçtı. Bu araç gece yarısı kocaman karnıyla vızır vızır etrafta dönen sinekleri duvara portre gibi “sıdırmaya” yarar. Bazı yörelerde batıl bir inanışa göre bu amaçlı aracın yaramazlık yapan çocukları bezdirmek için kullanıldığı da görülmüştür.

İnsanoğlu böyle araçlar geliştiredursun sinekler de bu durumdan dolayı kendilerini bırakmamışlar var güçleriyle etrafımızda dolaşmaya devam etmişlerdir. Pis bir görüntüsü olsa da aslında onların da sevgiye, yakınlığa ihtiyaçları olduğunu dün akşam anladım. Bir zamanlar sinekleri tek el hareketiyle yakalayan ben bile bunun farkına vardıysam diğer insanlar birer sinek terbiyecisi bile olabilirler düşüncesindeyim.

Sineklerin bu yöndeki eğilimlerini akşam nasıl fark ettiğime gelince…  Park halindeki scooterımın üzerine konan bir sinek ile yaklaşık 3 dakika boyunca yolculuk yaptım. Eve kadar kendisiyle geldim. Sanki motorun sahibiymiş gibi ön kısma kurulmuş, yayılmış kendisi. Eğer şiddet yanlısı olsaydılar, sadece bizi sinir etmek için olsaydılar o yolculuk esnasında kalkıp gitmez miydi?

Küçük Bir Kazadan Sonra Tekrar Birlikteyiz

Yaklaşık 2 hafta önce ufak bir kaza sonucu yüzük parmağımı (yüzük takmasam da )  azıcık derinden kestirdim. Birkaç dikiş filan atıldı, bandaja alındı derken internet varlığımı sadece Twitter üzerinden gösterebildim. Tam eklem yerinden kesildiği için çok fazla hareket ettirme diye uyardı melek yüzlü hemşire 🙂 Dikişler dün alındı ve kesiğin büyük kısmının kaynamış. Şu an bazı kısımları çok az oranda hissediyorum ve oldukça zor oynatıyorum. Tamamen kaynadıktan sonra bu sıkıntıların geçeceğini söylediler. En azından yazı yazabilecek hale geldi.

Bu zaman zarfında kendimi bilgisayardan soyutlayıp Fatmagül’ün suçu ne dizisi başta olmak üzere tüm anne, abla dizilerini izledim. o Fatmagül’ün suçu ne acayip şeydir öyle. İki gündür dolaşan haberlere göre birileri balonunu da yapmış (: Ayrıca dün akşam Beşiktaş maçını izleyip kahroldum. O ne rezaletti öyle?

Neyse ki yazılacaklar listem de çok boş değil. Yazacağım şeyler var. Yavaş yavaş, dozunu hafiften arttırarak vereceğim bünyelere. Tekrar görüşmek üzere parmaklara iyi bakın 🙂

90lar’ın Müzikleri

Daha bisiklet sürmeyi bilmeyip kısa pantolonla dolandığım zamanlarda şarkı nedir bilmezdim tabi. Sadece dinlemek için dinlediğim sıradan şeylerdi. Ancak şimdilerde Facebook’da veya diğer mecralarda paylaşılan 90’lı yılların müziklerinin birçoğunu hatırlıyorum. Şarkıların hepsi çok güzel. Şimdikiler şöyle dönüp bakmalı kesinlikle. Şöyle bir çalma listesi hazırlayayım dedim ancak bilgisayarda bununla ilgili yeteri kadar arşivimin olmadığının farkına varıp Fizy’i açtım. Bir derleme yapıp çalma listemi oluşturdum. Siz de bir göz atmak isterseniz hatta tavsiyede bulunursanız beklerim.

Behlül Kaçar

Ailecek izlemediğimiz daha doğrusu annemlerin izleyip benim gündüzleri tekrarlarına göz attığım Aşkı Memnu nihayet bitti. Finalin hazırlıkları geniş çaptaydı. Birkaç hafta öncesinden Facebook’daki cenaze grubuna katıldım, etkinliklerimde şu anda bir cenaze görünüyor. O da birşey mi deyip akşam mağazamızın ön vitrinindeki televiyonlarda dünya kupası maçı yerine Aşkı Memnu finalini yayınladık. Kameradan gördüm birkaç bıyıklı, yaşını başını almış amca finalin ateşli sahnelerine bakıyorlardı.

İşin güzel yanı dizinin tadında bırakılmasıydı. Yaprak Dökümü, Kurtlar Vadisi, Kavak Yelleri gibi döndüre döndüre uzatmadılar. Helal olsun adamlara ki eserin orjinaline bir miktar bağlı kaldılar.

Final fena değildi. Bizzat kanlı canlı izledim ancak Bihtercim kendini daha ateşli öldürebilirdi. Biraz sönük kaldı. Kına gecesi “nası birşeydir hacı” dedirten türdendi. Maskeler iyiydi hoştu da ayin gibiydi. Şimdi hapı yuttuğumuz nokta kına gecelerinde yeni trendin bu olmasıdır.

Dizinin bilançosu ile şu şekilde ortaya çıkıyor; iki boynuz, iki ölü, bir çarpılmış bayan bir de ayyaşlığa ilk adımı atıp bir günde sakalı gür bir şekilde çıkan Behlül. Şahsen ilacı filan varsa sakalımda dökülme meydana gelen yerlere sürmek isterim.

O değil de behlulkacar.com, net boşta. Meraklıları alıp değişik faaliyetlerde bulunabilir. Benim aklımdan geçmedi değil ama almaya üşendim.

Darısı uzayıp giden Yaprak Dökümü, Kurtlar Vadisi, Kavak Yelleri ve bu mertebe yaşlarda olan tüm dizilerimizin başına deyip kaçıyorum. Böyle yazı yazmayı da özlemişim.

Yeniden Buradayım

Bir müddet aradan sonra tekrar merhaba. Bloga bile uğrayamadığım bu zaman zarfında bir üst sınıfa geçebilmek için finalleri verdim. Tek ders olsa da stresi çok oldu tabi. Onun hazırlığı bir yana iş yerindeki yoğunluktan dolayı da internet ile sosyal ağlar hariç irtibatımı kesmek zorunda kaldım. Sınavın arkasına da yine işlerin yoğunluğu baş gösterdi. Her ne kadar akşamları vaktim olsa da dinlenmeye de ihtiyacım olduğu için interneti maalesef ikinci plana almam gerekti. Bu dönemde hem internette hem de kişisel hayatımda gelişmeler oldu.

Kişisel gelişmelerden ilki geçtiğimiz gün yani 7 Haziran günü  yeni yaşıma girmem oldu. Sevgili Bilal Çınarlı’ nın doğum günü de aynı tarihe denk geldi. Hayatımdaki bir diğer yenilik motorumu satıp yenisini almam oldu. Yeni motorumla ilgili ufak tefek bir şeyler karalayacağım birkaç gün içerisinde.

İnternet hayatındaki gelişmeyse malum son Google servislerine erişim yasağıydı. Yine bir talihsizlikten dolayı birçok Google servisinden faydalanamıyoruz şu anda. Bloglarımın istatisiğini birçok internet insanı gibi ben de Google Analytics üzerinden takip ediyordum. Ancak şu anda takip edemiyorum. Analytics kodlarını ise kaldırmış değilim. Çünkü bu saçmalığın kısa sürede çözüme kavuşacağını hissediyorum. Ayrıca Google’ın verdiği değer de Analytics verileri ile doğru orantılı. Bu yüzden kodları kaldırmadım. Ek bir istatistik servisi de kullanmıyorum. Eğer biraz uzun sürecek olursa elbette değerlendirip farklı yöntemler düşüneceğim.

Hakan Demiray‘ı da geçmeyelim. Kendisi 6 ay önce bizlere vatani görev için veda etmişti ve geçen hafta geri döndü. Yeniden güzel yazılarıyla bizlere yol gösterecek kendisi. Fazla detaya inmeyeyim ama çok güzel projeler peşinde şu sıralar. Ayrıca Erhan da temasını yeniledi. Yeni temasının altında tasarım olarak yatan isim Cenk Akyıldız, kodlamada ise Erhan’ın kendisi oldu.

Beyazblog‘u da çok uzun zamandır rölantiye almış o şekilde devam etmesine neden olmuştum. Şimdi yeni tasarımını çizdim ve kodlamaya da en kısa zamanda alacağım. Ardından biraz daha değişmiş içerik ve tamamen değişmiş yeni yüzü ile size sunacağım.

Dünya Kupası’na iki gün kala TRT’nin maçları HD yayında vereceğini de hatırlatayım. Frekans bilgilerini de aşağıda görebileceğiniz TRT HD’nin görüntü kalitesi diğer HD kanallara göre çok iyi. Eğer Kanal D ve Star TV’nin HD kanalları ile mukayese edecek olursak çok ciddi bir kalite üstünlüğünden bahsedebiliriz.

12.688 MHz
Polarizasyon: Dikey (V) ,
S/R:5000
FEC : 3/4
Sistem:DVB-S2
Modülasyon:8PSK
Pilot:on
Yazımı burada sonlandırarak güzel makaleler ile geri döndüğümü de müjdelemek isterim.

Son Günlerde Ben

26 Mart tarihinden bu yana bloga birşeyler karalayamadım maalesef. Bunun birçok nedeni var tabi ki. Öncelikle geçen hafta vermek zorunda olduğum vize sınavım engel oldu. Malum hazırlanmak ve sınava girmek biraz zaman aldı. Bu yetmezmiş gibi işlerin üst üste binmesi tamamen beni internetten sildi. Sonrasında da BeyazBlog‘u ilgilendirecek bir seminere katıldım. Gelişmelerini veya meyvelerini oradan takip etmek makuldür.

Son izlediğim yabancı dizi serisi Prison Break’dan sonra bir türlü dizi veya filmlere yoğunlaşamamıştım. Dexter adını pek çok yerde görmeme rağmen bir türlü kısmet olmamıştı. Bu hafta ilk sezondan başlayarak izledim. Şimdi ikinci sezonundayım ve hoş bir dizi. Dexter adamımdır, ona yapılan yanlış bana yapılmıştır seviyesindeyim. Ama ricam önümüzdeki bölümlerde olacaklardan ipucu vermemenizdir.

Müzik olarak da pek hareketli günlerdeyim. Malum yabancı müzik sevmiyorum. Son çıkan Gripin, Ferhat Göçer, Emre Aydın, Kutsi, FD albümlerini çevirip çevirip dinliyorum. Özellikle Gripin’i önümüzdeki birkaç yıl boyunca dinleyeceğim kesindir. Diğerlerini ise bir önceki albümleri ile kıyasladığım için biraz geri planda kaldılar.

Madem o kadar lügat parçaladık okumaya çalıştığım kitabı da söyleyeyim. Elif Şafak’ın Aşk’ını okumaya çalışıyorum. Çalışıyorum çünkü birkaç yaprağını heyecanla okuduktan sonra mutlaka bir engel çıkıyor. Ama azmettim bitireceğim bu kitabı önümüzdeki yüzyıla kadar 🙂 Ardından Mevlana’nın Mesnevi’sini okuyacağım. Kalındır filan ama pek hoş duruyor.

Yarın tekrar şehir dışına çıkacağım ama muhtemelen elim boş dönmeyeceğim. Pazartesiden itibaren bloglarıma sarılıp yazılar, içerikler ve belki sürpriz şeyler paylaşacağım. Tekrar görüşmek dileğiyle…